Gerçeklik

 Tahayyül sınırlarınızı düşünün. Akledebileceğiniz en uç şeyleri. Görmekden en haz aldığınız manzaraları ve göremeyeceğinize inandığınız o güzel günleri düşünün.  Tüm farazi haykırışlarınıza son verin artık. Yalnızca düşünün. Gerçeklik bunun neresinde. Dekart kendini sonunda düşünceyle ispatlamamış mıydı? Bir hilkat garibasiyle karşılaşınca ilk yaptığımız düşlere dalmak değil miydi? Son nefese iştirak eden ruhu hiç mi düşünmediniz? Öyleyse uyanmalıyız artık. Biz bir rüya görmüştük ama şimdi bu rüyayı unuttuk.



Öyleyse şimdi sorayorum. Biz gerçek miyiz? Çevremizdeki insanlar gerçek mi? Çektiğimiz acılar ve  yaşadığımız duygular gerçek mi?  Aldatmamız, aldatılmamız, inançlarımız, umutlarımız, hergün ellerini tuttuklarımız, hayatlarına işlediğimiz o insanlar gerçek mi? Bir insan guruhunu uzaktan izlerken gördüklerimiz gerçek mi? Onlarında bir yaşamları olduğu bir gerçek mi? Yok oluşun gerçek olmadığı bir gerçek mi? Tüm bu gerçekler bir gerçek mi?

Varlık çerçevisindeki soyutluk artıyor. Her geçen günün ardındaki sesi işitmeye başlıyoruz. Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyoruz.  Beynelmilel bir yankı uyandırıyor bizi. Hayattan zevk alamıyoruz. Kan kaybeder gibi hayattaki tadımızı kaybediyoruz. Bir anlam ararken herşey bize o denli manasız geliyor ki en sonunda hayatı anlamsızlaştırıyoruz. Kim diyoruz. Neden diye geçiriyoruz aklımızdan. Ancak bir cevaba rastlayamıyoruz varoluşta. Bir terennüme hasret ruhlarımız içerisinde dolaşan o inci ve mercan görünüşlü kaba zatlar bize dünya penceresi oluyor. Buna kim izdiham diyemez ki. Varlık ve yokluk arasındaki anlam, obje, reaksiyon ve kanıt biziz. Herşeyin ispatı biziz. Temasa içerisindeki yaratıcının delili biziz. Tüm manalar yalnız onunla kuvvet buluyor. Yalnız o varken herşeyin bir cevabı var ve yalnız onda gerçeklik bir paradoksa dönüşür.

Gerçekliğin soyutlaşmasındaki nedenin inançla paralel şekilde soyutlaştığı kesindir. Amaçlar kaybedildiği yahut bulunamadığı için gerçeklikte kendini hayatımızdan gizlemeye başlıyor. Bununla beraber hayatta bir amaç varsa gerçeklik sorgulanamayacak kadar uzak kalacaktır. Toplum zihniyeti yalnız bir toplulukta meydana gelir ve öngörülebilirdir. Yalnız bir bireyin ise öngörülebilir çok bir tarafı yoktur. Gerçeklik algısının somutlaşması için bireyin toplum içine entegre olması gerekir. Ancak o zaman toplumu oluşturan bireylerin kendine olan benzerliğini yani gerçekliğini kavrayabilecektir. Biz insanız tabiatımız topluluk olmaktır. Amaçlara ihtiyacımız var. Gerçek amaçlara.







Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.